Cuma, Şubat 13, 2009

14 şubat geldii

Sevgilisi olanın olmayanın,
Olup da yok gibi olanın,
Yok da var gibi olanın,
Olmayıp çok isteyenin,
Oluyo da noluyo diyenin,
Olduğu için çok mutlu olanın,
Olmadığı için çok mutlu olanın,
Onsuz olamayanın,
Onunla hiç olamayanın,
Herşeye rağmen yüreğinde her daim aşka yer olanın…
O zaman kısacası herkesin sevgililer günü kutlu olsun.
Sevgi hep sizinle olsun, yüreğinizde aşka hep yer olsun.


Sevdiklerinizle nice 14 Şubat'lara....

Pazar, Ocak 25, 2009

EVLİLIĞİN İLK HAFTASI & 10.SENESİ

EVLİLIĞİN İLK HAFTASINDA:

Damat : Ah! Nihayet rüya gerçek oluyor!!
Gelin : Senden ayrılmamı ister misin?
Damat : Hayır! Bu lafı bir daha asla söyleme!
Gelin : Sen.. Bana aşık mısın?
Damat : Taaaabiki.
Gelin : Beni terketmeyi düşünür müsün?
Damat : Tabi ki hayır.
Gelin : Peki bana bir öpücük verir misin?
Damat : Evet hem yüzüne hem gözüne.
Gelin : Peki bana bir gün vuracak mısın?
Damat : Asla! Ben o tür erkeklerden değilim.
Gelin : Sana güvenebilir miyim?
Damat : Evet.
Gelin : AŞKIIIIM !




EVLİLİĞİN ONUNCU SENESİNDE:


*Lütfen YUKARIDAKİ konuşmayı aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz bu kez!!!*

Perşembe, Ocak 22, 2009

mutluluk

Bu gün nedense çok mutluyum ve bu yazı ile sizinle mutluluğumu paylaşmak istediğim.
Bana gelen bir maildi.

insanlar, çabuk yükselenlere kıymet verirler;

halbuki, hiç bir şey toz ve tüy kadar çabuk yükselemez...



MUTLULUK TABLOSU




Evini bir parti sonrası temizlemek için saatlerce uğraşıyorsan
Bir çok arkadaşın var demektir

Faturalarını ödeyebiliyorsan
Bir işin var demektir.

Pantolonun biraz sıkıyorsa
Aç kalmıyorsun demektir.

Gölgen seni izliyorsa
Güneş ışığını görüyorsun demektir.

Otobüsten indiğin yerden işyerine yolu uzun buluyorsan
Yürüyebiliyorsun demektir

Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyorsan
Konuşma özgürlüğün var demektir

Yanındaki adamin sesinden rahatsız oluyorsan
Duyuyorsun demektir.

Camları silmen , çatıyı onarman gerekiyorsa
bir evde yasiyorsun demektir

Doğalgaz faturan yüklü geliyorsa
Isınıyorsun demektir

Yığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırların varsa
Yığınla giyeceğin var demektir

Çalar saatin sabahın köründe çalıyorsa
Yaşıyorsun demektir

Aksamları kendini yorgun hissediyor ve bacakların ağrıyorsa
O gün üretici olmuşsun demektir

VE TÜM BUNLARIN FARKINA VARABİLİYORSAN!
MUTLUSUN DEMEKTİR





MUTLULUK...

Sorunsuz bir yaşam değil,

Onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir...

Çarşamba, Ocak 14, 2009

Değerlerini Kaybedenler ....

Günümüze uygun çok güzel bir yazı.. Kaybetiğimiz değerlerimizi geri kazanmak adına hepsini tüketmemek adına gelen bir maili paylaşmak istedim.


Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?


Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok, "Fast live", "Fast food", "Fast music", "Fast love"...
Dikte ettirilen "yükselen değerler", "in" ler, "out" lar...
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?

Müşfik KENTER

Salı, Aralık 30, 2008

Ben Bugün Doğmuşum..

Bu gün doğmuşum ben.. Bu gün benim doğum günüm. Sevdiklerimle beraber uzun yıllar birlikte olmak istiyorum. Annemin bu gün neler hissettiğini bende anne olduktan sonra daha iyi anladım.

En kötü günüm böyle olur inş. Bu gü benimle birlikte doğum gününü kutlayan herkesin
yeni yaşının sağlık mutluluk ve bol şans getirmesini dilerim.

Telefonla, mailler, msn ve facebook aracılığı ile doğum günümü kutlayan herkese çok teşekkür ederim.

Pazartesi, Aralık 29, 2008

Öğrenmenin Yaşı ..

ÖĞRENMENİN YAŞI



YAŞ 5: Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.

YAŞ 7: Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.

YAŞ 12: Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.

YAŞ 13: Annemle babamın el ele tutuşmalarının ve öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.

YAŞ 15: Bazen hayvanların, kalbimi insanlardan daha fazla işittiğini öğrendim.

YAŞ 18: İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıztırab ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.

YAŞ 24: Aşkın kalbimi kırabileceğini, ama buna değer olduğunu öğrendim.

YAŞ 33: Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.

YAŞ 36: Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil, benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.

YAŞ 38: Eşimin beni hâlâ sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.

YAŞ 41: Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.

YAŞ 44: Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim.

YAŞ 46: Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.

YAŞ 49: Herhangi bir işi, yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.

YAŞ 50: Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.

YAŞ 53: İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.

YAŞ 55: Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 64: Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.

YAŞ 70: İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.

YAŞ 82: Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına baş ağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 90: Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.

YAŞ 95: Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.

Dün sabaha karşı kendimle konuştum.

Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.

Yokuşun başında bir düşman vardı
Onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum.

Özdemir Âsaf (1923-1981)

Bana gelen bir maildi sizlerle de paylaşmak istedim..

Dingonun Ahırı

DİNGONUN AHIRI


Atlı Tramvaylar zamanında, tramvaylar 2 atla çekilirken dik Şişhane yokuşunu çıkabilmek için azapkapı dan

takviye at alarak yokuşu çıkabilirlermiş. Tramvay bu haliyle Taksim e kadar gelir, burada çıkartılan atlar,

bu gün Taksim alanının batı kısmındaki sular idaresi maksemi ile Fransız konsolosluğu arasında bir ahırda

bir süre dinlendirildikten sonra tramvaya bağlanmadan boş olarak Azapkapı ya götürülürlermiş.

Taksim deki bu ahırı Dingo adlı bir rum vatandaş işletirmiş. Gün boyu bir sürü atın girip çıkmasından dolayı

dilimizdeki '' Burası Dingo' nun ahırı mı giren çıkan belli değil '' sözünün buradan geldiği söylenir.


Cuma, Aralık 26, 2008

Yeniden merhaba

Merhaba arkadaşlar...
Çok uzun zaman oldu buraya birşeyler yazmayalı. Belli olmayan bir neden de dolayı ara vermek bir süre herşeyden uzaklaşmak istedim. Geri dönmeyi düşündüğüm zamanlarda bloglar mahkeme kararı ile kapatıldığını görünce hepten soğudum. Sizleri hep takip ettim ama.yorum bırakamadım hepinizden özür dilerim.

Ayrıca çiceğimden özür dilemek istiyorum sobesini bile cevaplayamamışım.
Dönem dönem hayatımda inişler ve çıkışlar yaşıyorum. Bu seferki inişim oldukça uzun sürdü. Bir rüzgara kapıldım ordan oraya savurdum nerdeyse. Bir nevi iç dünyamla da savaşdım diyebiliriz.

Hayatımda bazı değişiklik yapmam gerektiğini düşündüm, planlar yaptım ve uygulamaya başladım. Afdan yararlanarak öğrenciliğe yeniden başladım (Okumanın yaşı yok dimi (*_*)

iş yerimde var olan süre gelen sorunları maalesef henüz halledebilmiş değilim. İnşallah 2009 hepimize uğurlu gelir de herşey istediğimiz gibi olur.

Yok olduğum dönem de kayde değer çok bişey yapmadım. İş ve ev arasında gidip geldim.
Yani ağustosdan beri hep aynı ben diyebilir. Çok şükür sağlığım yerimde arada gribe yakalansam da iyiyim.

koskoca bir yılı daha geride bırakıyoruz. hepimize sağlık, mutluluk ve başarı getirisin diliyorum. Ayrıca doğum günüm de yaklaştığı için biraz burukluğumda var tabii. her yaşın ayrı bir güzelli var ama ne biliyim 20 li yaşlar daha mı iyiydi ne :)

Aralık son günlerinde kendini göstermeye başladı. Bu gün çok olmamak la beraber kar'ı görmek güzeldi. Biraz daha yağsa da kartopu oynanıp kardan adap yapsak keşke. Oğlum merakla ve sabırla bekliyor. Kardan adam yapacağı günü.

Pazar günü işyerinden bir arkadaşımızın düğünü var. Burdan kendisini bir kez daha tebrik etmek ve mutluluklar dilemek istiyorum. (erkek tarafıyız oynayacağız inş.Alacaz çatır çatır kızı :D) Darısı tüm bekarların başına (AMİN)

Şu anda izlediğim tek dizi atv deki cennetin çocukları birde gülmek için ve yöresel yemekleri öğrenmek adına yemekteyiz programını seyrediyorum oda yemeğin hazırlanma saatine denk geldiği için. Yalnız baktım kendimi eleştirmeye başladım. yok yemek tuzlu olmuş tuzsuz olmuş, sofra da eksik aramaya başladım. Acaba bütün bayanlar benim gibi oldu mu diye de düşünüyorum.

Yalnız bir fincan çayım ve bana eşlik eden siğaram la keyifli keyifli yazmaya çalışken arkada açık olan pencereden esen rüzgar beni kendime getiriyor. Lahana gibi üst üste giyinmiş olamama rağmen hala üşüyor olmam benim salaklığımın bir göstergesidir. İçme şu zıkkımı işte ne var yani ama olmaz. Ben bu gece hasta olmazsam bir daha hiç olmam. beni kimse tutamaz.

Neyse ben artık ufaktan ufaktan kaçayım bite çayımı tazeleyeyim. Ziyaretlerimi yaparak selam bırakayım.

Kalın sağlıcakla ...

Perşembe, Ağustos 21, 2008

Artık İstanbul'dayım

Herkese merhaba, geldik.
17.08.2008 tarihi itibari ile saat 21:45 suların da Harem'e ayak bastık. Çok uzun ve sıkıntılı bir yolculuk yaşadık oğlumla beraber.... Dönüşüm normal şartlar da benim plandığım tarih itibari ile aslında 21 ağustos ya da 22 ağustos olacaktı ama oğlumun evimize gidelim artık, ben eve gitmek istiyorum cümleleri beni pazar günü bilet almaya zorladı ve ani bir kararla ogün döndük. İyi de oldu aslında ancak bu gün çamaşır ve ütü ve yerleştirme işlerini bitirdim.
Önümüzdeki 3 gün de bana dinlenme için kaldı.. Pazartesi Full enerji ile başlarım artık işe. çok zor gelecek ama napalım mecburi hizmet :D
baba oğul hasret giderdikleri için bende geldiğim de çok rahat ettim. işlerimi çok rahat yaptım şu anda da beraber bez bebeği seyrediyorlar bende burdayım işte..

resim maalesef yok ya çok fazla yer gezemedim. deniz memleketine gitmeme rağmem değil denize gitmek parmağımı bile sokamadım. Beyaz peynir gibi dolaşıyorum ortalıklar da hala..
Bronloştırıcı krem alıp süreyim de biraz rengim değişsin bari diyorum eşime olsun senin ayrıcalığın olsun herkes çikolata gibi sende peynir olarak dolaş diye dalga geçiyor benle..

teyzemle sabah kahvaltılarına çok alışmıştım geldiğimden beri doğru düzgün kahvaltı edemedim. İnsan tek başına bişey yemek istemiyor.. Nesibeciğim teyzeme söyle eren sürekli teyze anne ile dedesini sayıklayıp duruyor bide parkla çay ocağını tabii..haa birde havai fişekleri bekliyor akşamları düğün ne zaman başlayacak diye soruyor :D
Teyzemlerin orda hergün düğün oluyor gelin damat sahneye çıkınca havai fişek atıyorlarmış oğlum da sesinden çok korkuyor (erkek olacak bide ama herşey de çok korkuyor maalesef) havai fişekler atılmaya başlayınca nereye kaçağını şaşırıyordu. Eeee memleketimin insanı zengin, şaşalı şeyleri seviyor insancıklar..
Kızlar tatilde balkonda oturup çekirdek çıtlatıp geleni geçeni seyrettim. akşamları havai fişek gösterisi seyretip boş vaktimi çocuk parkında kaydırak etrafında oğluşumu tehlikeden korumaya çalıştım. İşte benim tatilim. Ne havuz ne kumsal ne de şemsiye varr :( çekirdek, balkon ve çocuk parkından ibaret oldu bu sene napalım bu sene de böyle olsun artık. Seneye Allah kerim dimi ama.
Bu gün fatura yatırmak için kadıköye gittim aman Allhım bu ne sıcak resmen saunaya girmiş gibi oldum. Neyse ben faturaları ablam da ödemelerini yaptı. napalım diye düşünürken kendimizi birden kozyatağın daki perşembe pazarın da bulduk. orayı da bi alt üst ettik ben 3,5 YTL'ye bir tşört aldım o da 2 tane şort aldı 2 simit aldık eve pestilimiz çıkmış şekilde döndük. birde ordan eve kadar yürüdük bu sıcakta zorumuz neydi bilmiyorum ama yaptık işte böyle bir salaklık..
bir de güzel karnımızı doyurduk menü de erişte makarnası ve yoğurttan ibaret idi ..
Yani bu gün alakasız şeyler yapmak benim için bir görev haline geldi herhalde.
Hee bu arada kocacığıma süpriz yapıp TV aldım. niyetim recevıer almaktı ama ben LCD ekran TV alıp gelip Allahtan adam da kalp falan yok gayet normal karşıladı öderiz napalım almışsın bir kere dedi ama ben ona söyleyene kadar göbeğim çatladı tabii.
İşte böyle sıcakta yazmak sanki ızdırap geliyor sanırım böyle giderse bilgisayarı da taşınır bilgisayar yapıp onu da yenileyeceğim adamceğiz sonra beni ne haline getirir tabii bilemiyorumm. :D
İşte böyle kızlar emin olun bende sizi çok özlüyorum en kısa zaman da ziyaretinize geleceğim.

Fotograf kısmı için üzgünüm tekrar görüşmek üzere..

Perşembe, Ağustos 07, 2008

çokk özledimmm

Uzun zamandan sonra evde bilgisayarın başına oturmak için zaman bulabildim. (makine de çamaşır yıkanıyor yani zaman bundan ibaret.) 3 haftadır fabrika tatili dolayısıyla hummalı bir çalışma temposundaydım. Çok şükür bu cuma son, pazartesi itibari ile sabah erkenden kalkmayacağım. özledim keyifli ve uzun kahvaltıları yapacağım inşallah.

Bu arada 10 gündür oğlum dan ayrıyım nasıl özledim, nasıl burnum da tütüyor anlatamam. İş den geldiğimiz de kucaklaşmamız, beni saatlerce öpmesi, sabahları ağlayarak ayrılmamız.. Sabah kalktığım da uyku sersemi bir sağa bir sola bakınıyorum sanki evdeymiş gibi. Kuzucuğum.

Kocaman oldum ben diyordu. Evet temmuzun 13 onun doğum günüydü.. bu seneki doğum gününden hem ben hemde kendisi çok keyif aldı. Doğum günü olduğunu biliyordu. Özellikle pastasını çok beğendi. Teyzesine trenli pasta yapmış. Mumları söndürürüp söndürüp yeniden yaktık.o zaman çok sevinçliydik ama pastamız kesildiği zaman çok ağladık trenimiz bozuldu diye.

Anlatacak o kadar çok şey birikti ki ama cümleleri kurmakta zorlanıyorum. Oğlumun hasretimi yoksa benim uykusuzluğum mu bu anlamadım.

sanıyorum tatildeyken de bişey yazamam hadta sonu da eksikleri tamamamaktan fırsat bulamam herhalde.
Kimbilir bir gidiyim bakalım, dinleneyim benlki dönüşüm muhteşem olur...

Çarşamba, Haziran 25, 2008

mimlendim

Çok ciddi bir konuda sevgili kardeşim Şeker beni MİMlemiş.
Konumuz => KANSERDE ERKEN TANI İÇİN YOL AÇIK => MAVİ BİSİKLETLİLER.

Çağımızın hastalığı olan ve son yıllarda gittikçe artmaya başlayan KANSER'de erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. En az yılda bir kez çekap yaptırmalı , ve kansere karşı erken teşhis için yapılması gereken kontrolü geç kalmadan keşke dememek adına yaptırmalıyız.

Türkiye de kanser gerçeği
; Türkiyede son 4 yıldır üzerinde çalışılan ulusal kanser kontrol programına değinen Tuncer, “Halen ulusal programlarını oluşturmamış ülkeler için sorun olabilecek konularda, bu ülkelere deneyimlerimizi aktarabiliriz” dedi.

Ulusal Kanser Kontrol Programına göre 2008 kısa, 2015 orta, 2030 yılına kadar da uzun vadeli hedeflerin bulunduğuna dikkati çeken Tuncer, şöyle devam etti:
“Buna göre, her şehrimize birer kanser erken tanı, tarama ve eğitim merkezinin açılması, Ulusal Kanser Enstitüsünün kurulması, tütün kontrolü, rahim ağzı ve meme kanserinde oluşturulmuş ulusal tarama standartlarına kalın bağırsak kanserlerinin tarama standartlarının ilavesi kısa vadeli hedefler arasında yer alıyor.
kaynak

Mavi bisikletliler İstanbul’da
Kanserde erken tanının önemine dikkat çekmek amacıyla Rize’den yola çıkan Mavi Bisikletliler, Karadeniz turunu İstanbul’da noktaladı.
Rize’den 5 Haziranda yola çıkan ve 1771 kilometre pedal çeviren 6’sı kadın, 6’sı erkek 12 milli bisikletçi, kendilerine destek veren bisikletçilerle Kadıköy’den Suadiye’ye geldi.
mavi bisiklet
kendimce bişeyler yazmaya çalıştım ama ne ladar açıklayıcı ve etkili bir yazı oldu bilmiyorum.
daha önceki bir yazımda da kanser nasıl olunur diye Erkan Topuz hocanın açıklamalarını yazmıştım. bakınız

zaman çok değişti, yiyeceklerimiz, içeceklerimiz yaşam tarzımız bundan sonra daha iyi beslenmeye ve yaşamaya çalışmalıyız ama nasıl olacak bende bilmiyorum tabii. Herşey hormonlu, kanserojen maddesi taşıyor dikkatli olmak zor ama sağlık yaşam için şart. Yeni yetişen nesile örnek olmak bizim elimizde :D

bende çiçeğim ; yonca ve de gökkuşağımı mimliyorum.
Bu konuyu duyurabildiğimiz kadar herkese duyarım lütfen.
Hadi bakalım arkadaşlar kolay gele..

Cuma, Haziran 13, 2008

BABALAR GÜNÜ

BABAMIN VE BÜTÜN BABALARIN
BABALAR GÜNÜNÜ KUTLARIM.

Çarşamba, Haziran 04, 2008

Öpülme Hastalığı

Herkese merhaba,bu aralar çok fazla yazı ekleyemiyorum ve yorumlara cevap yazamıyorum. Malum sinir sistemim hala bozuk, çabuk toparlamayı ümit ediyorum. Sizleri de ziyaret ediyor fakat yorum bırakamıyorum. Lütfen beni bağışlayın.
Anne olduktan sonra Akıllı bebek'e üye olmuştum. Sürekli eğitici mailler geliyor. Bu gelen mailli de sizlerler paylaşmak istedim. Böyle bir hastalığın varlığından habersizdim. Oğluşumu çok fazla öptürmemeye dikkat ediyordum ama sürekli de tepki alıyordum. Çok şükür böyle bir hastalığa yakalanmatık ve inşalah ta yakalanmayız.
Rabbim tüm bebekleri ve benim bebeğimi de korusun.

Öpücük Hastalığına Dikkat
Güncel Haberler - Bebek & Çocuk


“Çocuğunuzun derisinde döküntü, yüksek ateşi veya faranjiti mi var? Ya da daha kötüsü karaciğerinde büyüme..? İnsandan insana yakın temasla geçen ve bu yüzden de halk arasında Öpücük Hastalığı olarak da bilinen Enfeksiyoz mononükleozu VKV Amerikan Hastanesi’nden Dr. Ayla Kamburoğlu Göksel anlatıyor...”

Halk arasında Öpücük Hastalığı olarak da bilinen Enfeksiyoz mononükleozun tipik özellikleri ateş, farenjit, kan tablosunda değişiklikler, lenf bezlerinde, karaciğer ve dalakta büyümedir. Bazen döküntü de klinik tabloya eşlik edebilir. Özellikle ampisilin türü antibiyotik tedavisi alan hasta çocuklarda bu döküntünün görülme sıklığı daha fazladır. Hastalığın çok nadir görülen komplikasyonları arasında merkezi sinir sistemi enfeksiyonları (aseptik menenjit, ensefalit), kan tablosunda ciddi değişiklikler ve kalp kasının etkilenmesi (miyokardit) sayılabilir. Hastalık farklı şiddette ortaya çıkabilir. Hiç fark edilmeyecek kadar hafif olabileceği gibi, çok ağır da seyredebilir. Hastalık, yenidoğan ve süt çocuklarında genellikle fark edilemeyecek kadar hafif geçer.

Epstein-Barr virüsünün tek kaynağı insandır. Enfeksiyoz mononükleozun bulaşması çocuklar arasında veya çocuk ile erişkin arasında yakın temas olması ile gerçekleşir. Bu nedenle klinik tablo Öpücük Hastalığı olarak da isimlendirilir. Bu virüs nadiren kan ürünlerinin verilmesi yoluyla da bulaşabilir. Enfeksiyoz mononükleoz okul çağı çocukları arasında sıklıkla rastlanabilir. Yılın her mevsiminde aynı oranda görülebilir. Hastalığın kuluçka dönemi 30 – 50 gün arasında değişir.

Hastalığın tanısı Epstein – Barr virüsüne özgü bazı kan tetkikleri ile olur. Enfeksiyöz mononüleozun spesifik bir tedavisi yoktur. Hastalıktan şüphelenildiğinde çocuklara ampisilin veya amoksisilin türünde antibiyotikler verilmekten özellikle kaçınılmalıdır. Böyle bir durumda çocukların büyük bir kısmında alerjik olmayan kırmızı renkli döküntü ortaya çıkabilir.

Enfeksiyöz mononükleozun çok ağır ve komplikasyonlu seyrettiği hallerde kortizon tedavisinden yarar görülebilir. Hastalık bulguları tamamen ortadan kalkana kadar ve büyümüş dalak küçülene kadar çocukların özellikle yakın temastan ve yakın temas gerektiren spor dallarından kaçınmaları önerilir. Bağışıklık sisteminde bozukluk bulunan çocuklarda Epstein – Barr virüsü etkisiyle lenfatik sistemin veya kan hücrelerinin farklı yapılanmasına bağlı değişik hastalıklar görülebilir.


Kaynak : http://akillibebek.com/index.php?option=com_content&task=view&id=1086&Itemid=119/?lid=b34

Cuma, Mayıs 30, 2008

hadi bakalım kolay gelsin bana

Zaman zaman kendimi hiç kimsem yokmuş gibi hissediyorum. Yine öyle zamanlardan birindeyim bu aralar. Neden sürekli insanları kırmamak isterken insanlar bu düşüncenizin tam tersini yaparlar. Ufak şeylerler mutlu olan ben, artık mutlu olacak şeylerle bile mutlu olamıyorum. Hayat mı bana acımasız davranıyor yoksa ben mi? bu sorunun cevabını bir türlü bulamıyorum.
Sığınacak bir liman arıyorum, ağladığım da yaslanacak bir omuz arıyorum mutluluğumu paylaşacak bir eş arıyorum ama bakıyorum ki hepsini zaten kendime ben yapıyorum.
Hayatımın baharın da denecek yaştayım ama baharı görmeden kışa dönmüş gibiyim.
Ayy bu ne ya içim karardı üzerlerse üzsünler be banane… diyemiyorum ya. Dilim varmıyor, boğazım düğümleniyor, kalbim duruyor, nefesim daralıyor..
Heyy ordaki duy beni gördün mü bak eserine ne hayale geldi caanımm kız senin yüzünden. ( o canım kız ben oluyorum., Ordaki de benim eşceyizim oluyor)

Bıktım aile içi sorunlarından, o ne demiş bu bunu demiş- neden –niçin- nasıl demişlerden.
İçimi kuruttular ya. Küserler barıştırırsın sonra suçlu sen olursun. Şöyle 8 yıl öncesine geri gitsem tekrar bana aynı soruyu sorsa cevap olarak HAYIRRRR derim ama geçti o tren artık ve yakalamam maalesef ümitsiz vaka..

Bu diyardan gidemeyeceğime göre bende bu deve yi gütmeye çalışıyorum ama bakalım nereye kadar güdeceğim.Kendim için yaşamayı ne zaman öğreneceğim bakalım.
Bu yaştan sonra biraz zor olacak ama deneyeceğiz.
Öncelik sıramı değiştireceğim. En sona oturttuğum kendimi listenin en başına alıyorum..

Hadi bakalım kolay gelsin bana..

Çarşamba, Mayıs 28, 2008

KeŞkE..

Uzun aralıklar la giriyorum ve hem blogu hem sizleri ihmal ediyorum. Özcelikle çok özür dilerim. Benden sıcak yorumlarını esirgemeyen arkadaşlarıma sıcacık sevgilerimi gönderiyorum burdan.

KEŞKE

Yenilginin diğer adıdır "keşke".
Kaçırılmış fırsatların,
Bastırılmış duyguların,
Harcanmış hayatların,
Gecikmiş itirafların ağıtıdır.
Nuru sönmüş bir çift gözde,
Ardından derin bir iç çekişte,
Yollanmamış mektupta,
Söylenmemiş sözde,
Yaşanmamış histe,
Öpülmemiş dudakta,
Ertelenmiş bir hayattadır "keşke".
Ayıplarda,yasaklarda,korkularda,tabularda,
Her daim el sallar "keşke"
Siz susarken feri sönen gözlerinize
Yerleşir "keşke".
Pişmanlıkların kasvetiyle örülmüş,
Bir mezar yapılır.
Adı "keşke".


Yazarının kim olduğunu bilmiyorum. Bana da arkadaşım göndermişti. Günlük hayatımız da bir çok konu da keşke diyoruz maalesef, demesek işte ama olmuyor.
Bu gün Çarşamba ve bende hala pazartesi sendrumu mevcut..
Hafta sonunun özeti.




Cumartesi akşamı Oyun atölyesin de oynanan Evlilikte Ufak Tefek cinayetler oyununu seyretmeye gittik kalabalık bir grupla.Çok etkilendim özellikle oyunculardan.
burada oyunun anlatımını çok güzel yapmışlar. Yeni sezonun biletleri Eylül de satışa sunulacakmış. Gerçekten seyredilmeye değer bir güzellik diliyorum. Haluk Bilginer ve Vahide Gördüm oyunculuğa sözüm yok ayakta alkışlıyorum.




Bu resimler neden böyle ayrı oldu anlayamadım :)

Şiddetle seyremetnizi tevsiye ediyorum.

Oyundan sonra laylaylomlom evimize gittik. Oğluşum o akşam ateşlendi. Cumartesi akşam ve pazar gününü çok yüksek ateşle geçirdik. Duş aldırıyorum ateş düşürücüsü veriyorum. İlaçın etkisi geçtikten sonra tekrar yükseldi. Elim kolum bağlı elimiz de ateş düşürücü şurup ve derece ile en fazla akşam saat 21:30 a kadar dayanabildik. Hastaneye gittimiz de herkes aynı şikayetle başvurmuş. Hatta ishal ve kusma da çok fazla görülüyormuş. Oyüzden doktor bize bol bol sıvı şeyler içirmeye çalışın ve ellerini sık sık yıkamaya çalışın dedi. Tabii siz de diye ekledi.. Çok küçükler miniminnacıklar havaların bir den ısınması ile bir mikrop ortalıklar da dolaşıyor ve maalesef sadece şu anda miniklere hücum ediyor. Allahım beterinden saklasın biz sedece ateşle geçirdik. Akşam normale dönmeye başladı artık.

Pazartesi salı diğer arkadaş izinli olduğu için çok yoğun 2 gün geçirdim. Neyseki bugün geldi ben de normale döndüm. (Hem beden sağlığım hem de ruh sağlığım.)

aslında bir sürü havadisler var ama unutuyorum. Çok unutkan bir kişiliğe sahibim.
Neyse aklıma gelirse yazarım gene.

Kend kendinize iyi bakın. Sağlıcakla kalın.

Salı, Mayıs 13, 2008

halkın eczacısı !!!



Bana gelen bir mail. Sanıyorum eczacı espiri olsun diye yaptı.Gerçekten ilaçların üzerine böyle kullanma talimatı yazmalar herhalde değil mi?

Kötü haber tez duyuldu gene.. :(

Bu aralarda bahar yorgunluğu var herhalde üzerimde. Bir tembellik bir rahatlık anlatamam. Canım hiç bişey yapmak istemiyor. Nerdeyse evden çıkmak istemiyorum. Canımın sıkıntısının bir kısmı malum belli şeyler. "çay kaşığı - bardak altlığı" ama iki gündür bir sıkıntı ile boğuşuyorum ve sıkıntım bu gün patlak verdi.
Bu gün babama Tekirdağ'a gitti bazı işlerini halletmek için orda dayımla buluşmak üzere telefon görüştüğünde teyzemin torununun trafik kazası geçirdiğini ve öldüğünü öğreniyor. Gencecik bir beden askerden yeni gelmiş, tığ gibi delikanlı yolun başında hayatının baharında motorsiklet kazasında hayatını kaybediyor. Bu gün ikindi namazından sonra cenazesi kalkacakmış. Olay nasıl olmuş nerde olmuş hiç bir şey bilmiyoruz.Bildiğim tek şey Allah anasına babasına sabır ve dayanma gücü versin.
Kahraman canım seni çok özleyeceğiz... Çok erkendi be ablacığım .. Hep aramız da olacaksın.
Allah Rahmet eylesin. Mekanın cennet olsun.

Pazartesi, Mayıs 12, 2008

Tekrar merhaba,

İstemeden uzun bir ara verdim. Yazmak içimden hiç gelmedi bu aralar. Herkes den özür diliyorum.Yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

en kısa zamanda ziyaretine geleceğim. Yazılarımla ve tariflerimle tekrar bura da olacağımm.

Biraz geç oldu ama Önce kendi annem olmak üzere herkesin Anneler Günü nü kutlarım.

Görüşmek üzere..

Perşembe, Nisan 10, 2008

Çay deyip geçmeyinnn....

Çay'ı çok sevdiğimi söyleyince, yasli bir teyze anlattı geçenlerde,
iyi dinle diye basladi sözlerine ...

Çayın alt demliği evdeki kaynanadır; devamlı kaynar durur..
Üst demlik evdeki gelindir; alt demlik kaynadikça o olgunlaşır, demlenir...
Gelinin kocası ise bardaktir; biraz kaynana doldurur onu biraz da gelin...
Çocuklar çayın sekeridir; tat verir...
Görümce ise çay kaşığıdır; arada bir gelir ve karıstırır gider...
Kaynataya gelince; o da bardak altıdır; dökülenleri bir araya toplar...
Demek ki çay deyipte geçmemek, biraz durup, düşünmek lazımmış..


Çayı çok sevdiğimi bilen bir arkadaşımın gönderdiği maili sizlerle paylaşmak istedim.
Bu aralar yorum bırakmıyorum arkadaşlar ama hepinizi her gün ziyaret ediyorum. Güncellemelerde de bir hayli geçikiyorum kusura bakmayın ama yorumlarınızdan beni lütfen eksik etmeyin. Yorumları görünce çok seviniyorum.

Hepinizi kocaman kocaman öpüyorummmm.

Perşembe, Nisan 03, 2008

Aylardan Nisan

Nerdeyse 1ay olacakmışım evime uğrayamayalı. Bazı sistemdem aksklıklarından ve bazen benden kaynaklanan aksiliklerden dolayı oturup 2 kelam yazamadım şuraya..
Eşim mart ayında iş için şehir dışına çıkmak zorunda kalınca bende birden ışık yandı.
Bizim miniğin odasını boyamı ve odalarımızı değiştirmeyi hep istiyordum ama eşcağızım bir türlü kabul etmiyordu fırsat bu fırsat hem oğlumunun hemde benim odamı babamla beraber badana yaparak oda değişikliğini gerçekleştirdik.
Dönüşü pazar gecesi ya da pazartesi gününe denk geleceğini söylediğinden planlarımız pazara günü göre yapmıştım.
Cumartesi günü boya işi bitmiş benim gardolap yerine geçmiş heryer dağınık evde birbirimizi bulamazken gelen telefonla resmen doping ilacı almış gibi herşey birden hızlandı.
Çünkü arayan kişi eşim di ve sabah saat 11 de beni arayarak birazdan otobüse bineceğini haber veriyor. Aramızdaki mesafe 6 saat gibi sanırım.. o gelmeden herşeyi bitirmem gerekiyor her tarafının toplu olması gerek gibi birde kendimi sabitlemiş ve yormuştum. Geldiğide ise bende derman yok ayakta zor duruyorum tabii birde neden bu kadar acele ettin yavaş yavaş yapsandı ya demezmi?
Ama ben yavaş yavaş yapsaydım işi ağırdan alsadın dedi ama artık herşey bitmişti.
Yoruldum ama yorulduğuma deydi. Hem oğlumun oynaması için daha geniş bir alanı oldu hemde o oynarken bende yaynında oturabileceğim artık diye düşünüyorum.
Annemim komşuları ile güne başladım. bu hafta sıra bendeymiş. Menü de sadece türk kahvesi var. 1 saat mola gibi yanii.
Geçen hafta hava çok güzeldi eşiminin dayısı ve yengesi ile bizde çekirdek aile olarak bir karşı yaptık. biraz mağazaları gezdik ben fazla inceleyemedim gerçi bizim minik yüzünden ben genelde oyuncak mağazalarının önünde ya da onun miniğin peşinde koşturdum durdum. sonra bizi kartal da bir yere götürdüler ama ismini unuttum bak şimdi. Orda ayıptır söylemesi döner yedik ama ne döner bitim valla.
Karşısında restorant tarzı bir yer valla bomboş ama burası tıklım tıklım dolu insanlar yemek yemek için masaların boşalmasını bekliyor. Çok şaşırdım dışardan öyle hiç gözükmüyordu. Gene gitmek istiyorum ama bu sefer yalniz olarak oranın tatını çıkartak istiyorum.

Birde mayıs ayında gideceğim tiyotro biletini ocak ayında aldım ve konusunu okumak bugüne nasip oldu. " OYUN ATÖLYESİNDE OYNANAN EVLİLİKTE UFAK TEFEK CİNAYETLER" gidenlerin yorumları süpper mayısın bir an önce gelmesini istiyorum.

çok sıkıldım çok sıkıldım..

şimdi ben çay içmeye gidiyorum çaydan sonra da ziyaretlerimi gerçekleştireceğim.

Sağlıçakla kalınız
..
kendime not: bir daha bu kadar arayı uzatma yazacaklarını hemen yaz sonra ne olmuştu diye başımın etini yeme.
bir de sık sık kültürel etkinliklere katıl da yüzün gözün açılsın. :(
birde fotograf makinesine bir an önce pil alda şuraya yeni bişeyler ekle dimi