Çarşamba, Haziran 25, 2008

mimlendim

Çok ciddi bir konuda sevgili kardeşim Şeker beni MİMlemiş.
Konumuz => KANSERDE ERKEN TANI İÇİN YOL AÇIK => MAVİ BİSİKLETLİLER.

Çağımızın hastalığı olan ve son yıllarda gittikçe artmaya başlayan KANSER'de erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. En az yılda bir kez çekap yaptırmalı , ve kansere karşı erken teşhis için yapılması gereken kontrolü geç kalmadan keşke dememek adına yaptırmalıyız.

Türkiye de kanser gerçeği
; Türkiyede son 4 yıldır üzerinde çalışılan ulusal kanser kontrol programına değinen Tuncer, “Halen ulusal programlarını oluşturmamış ülkeler için sorun olabilecek konularda, bu ülkelere deneyimlerimizi aktarabiliriz” dedi.

Ulusal Kanser Kontrol Programına göre 2008 kısa, 2015 orta, 2030 yılına kadar da uzun vadeli hedeflerin bulunduğuna dikkati çeken Tuncer, şöyle devam etti:
“Buna göre, her şehrimize birer kanser erken tanı, tarama ve eğitim merkezinin açılması, Ulusal Kanser Enstitüsünün kurulması, tütün kontrolü, rahim ağzı ve meme kanserinde oluşturulmuş ulusal tarama standartlarına kalın bağırsak kanserlerinin tarama standartlarının ilavesi kısa vadeli hedefler arasında yer alıyor.
kaynak

Mavi bisikletliler İstanbul’da
Kanserde erken tanının önemine dikkat çekmek amacıyla Rize’den yola çıkan Mavi Bisikletliler, Karadeniz turunu İstanbul’da noktaladı.
Rize’den 5 Haziranda yola çıkan ve 1771 kilometre pedal çeviren 6’sı kadın, 6’sı erkek 12 milli bisikletçi, kendilerine destek veren bisikletçilerle Kadıköy’den Suadiye’ye geldi.
mavi bisiklet
kendimce bişeyler yazmaya çalıştım ama ne ladar açıklayıcı ve etkili bir yazı oldu bilmiyorum.
daha önceki bir yazımda da kanser nasıl olunur diye Erkan Topuz hocanın açıklamalarını yazmıştım. bakınız

zaman çok değişti, yiyeceklerimiz, içeceklerimiz yaşam tarzımız bundan sonra daha iyi beslenmeye ve yaşamaya çalışmalıyız ama nasıl olacak bende bilmiyorum tabii. Herşey hormonlu, kanserojen maddesi taşıyor dikkatli olmak zor ama sağlık yaşam için şart. Yeni yetişen nesile örnek olmak bizim elimizde :D

bende çiçeğim ; yonca ve de gökkuşağımı mimliyorum.
Bu konuyu duyurabildiğimiz kadar herkese duyarım lütfen.
Hadi bakalım arkadaşlar kolay gele..

Cuma, Haziran 13, 2008

BABALAR GÜNÜ

BABAMIN VE BÜTÜN BABALARIN
BABALAR GÜNÜNÜ KUTLARIM.

Çarşamba, Haziran 04, 2008

Öpülme Hastalığı

Herkese merhaba,bu aralar çok fazla yazı ekleyemiyorum ve yorumlara cevap yazamıyorum. Malum sinir sistemim hala bozuk, çabuk toparlamayı ümit ediyorum. Sizleri de ziyaret ediyor fakat yorum bırakamıyorum. Lütfen beni bağışlayın.
Anne olduktan sonra Akıllı bebek'e üye olmuştum. Sürekli eğitici mailler geliyor. Bu gelen mailli de sizlerler paylaşmak istedim. Böyle bir hastalığın varlığından habersizdim. Oğluşumu çok fazla öptürmemeye dikkat ediyordum ama sürekli de tepki alıyordum. Çok şükür böyle bir hastalığa yakalanmatık ve inşalah ta yakalanmayız.
Rabbim tüm bebekleri ve benim bebeğimi de korusun.

Öpücük Hastalığına Dikkat
Güncel Haberler - Bebek & Çocuk


“Çocuğunuzun derisinde döküntü, yüksek ateşi veya faranjiti mi var? Ya da daha kötüsü karaciğerinde büyüme..? İnsandan insana yakın temasla geçen ve bu yüzden de halk arasında Öpücük Hastalığı olarak da bilinen Enfeksiyoz mononükleozu VKV Amerikan Hastanesi’nden Dr. Ayla Kamburoğlu Göksel anlatıyor...”

Halk arasında Öpücük Hastalığı olarak da bilinen Enfeksiyoz mononükleozun tipik özellikleri ateş, farenjit, kan tablosunda değişiklikler, lenf bezlerinde, karaciğer ve dalakta büyümedir. Bazen döküntü de klinik tabloya eşlik edebilir. Özellikle ampisilin türü antibiyotik tedavisi alan hasta çocuklarda bu döküntünün görülme sıklığı daha fazladır. Hastalığın çok nadir görülen komplikasyonları arasında merkezi sinir sistemi enfeksiyonları (aseptik menenjit, ensefalit), kan tablosunda ciddi değişiklikler ve kalp kasının etkilenmesi (miyokardit) sayılabilir. Hastalık farklı şiddette ortaya çıkabilir. Hiç fark edilmeyecek kadar hafif olabileceği gibi, çok ağır da seyredebilir. Hastalık, yenidoğan ve süt çocuklarında genellikle fark edilemeyecek kadar hafif geçer.

Epstein-Barr virüsünün tek kaynağı insandır. Enfeksiyoz mononükleozun bulaşması çocuklar arasında veya çocuk ile erişkin arasında yakın temas olması ile gerçekleşir. Bu nedenle klinik tablo Öpücük Hastalığı olarak da isimlendirilir. Bu virüs nadiren kan ürünlerinin verilmesi yoluyla da bulaşabilir. Enfeksiyoz mononükleoz okul çağı çocukları arasında sıklıkla rastlanabilir. Yılın her mevsiminde aynı oranda görülebilir. Hastalığın kuluçka dönemi 30 – 50 gün arasında değişir.

Hastalığın tanısı Epstein – Barr virüsüne özgü bazı kan tetkikleri ile olur. Enfeksiyöz mononüleozun spesifik bir tedavisi yoktur. Hastalıktan şüphelenildiğinde çocuklara ampisilin veya amoksisilin türünde antibiyotikler verilmekten özellikle kaçınılmalıdır. Böyle bir durumda çocukların büyük bir kısmında alerjik olmayan kırmızı renkli döküntü ortaya çıkabilir.

Enfeksiyöz mononükleozun çok ağır ve komplikasyonlu seyrettiği hallerde kortizon tedavisinden yarar görülebilir. Hastalık bulguları tamamen ortadan kalkana kadar ve büyümüş dalak küçülene kadar çocukların özellikle yakın temastan ve yakın temas gerektiren spor dallarından kaçınmaları önerilir. Bağışıklık sisteminde bozukluk bulunan çocuklarda Epstein – Barr virüsü etkisiyle lenfatik sistemin veya kan hücrelerinin farklı yapılanmasına bağlı değişik hastalıklar görülebilir.


Kaynak : http://akillibebek.com/index.php?option=com_content&task=view&id=1086&Itemid=119/?lid=b34

Cuma, Mayıs 30, 2008

hadi bakalım kolay gelsin bana

Zaman zaman kendimi hiç kimsem yokmuş gibi hissediyorum. Yine öyle zamanlardan birindeyim bu aralar. Neden sürekli insanları kırmamak isterken insanlar bu düşüncenizin tam tersini yaparlar. Ufak şeylerler mutlu olan ben, artık mutlu olacak şeylerle bile mutlu olamıyorum. Hayat mı bana acımasız davranıyor yoksa ben mi? bu sorunun cevabını bir türlü bulamıyorum.
Sığınacak bir liman arıyorum, ağladığım da yaslanacak bir omuz arıyorum mutluluğumu paylaşacak bir eş arıyorum ama bakıyorum ki hepsini zaten kendime ben yapıyorum.
Hayatımın baharın da denecek yaştayım ama baharı görmeden kışa dönmüş gibiyim.
Ayy bu ne ya içim karardı üzerlerse üzsünler be banane… diyemiyorum ya. Dilim varmıyor, boğazım düğümleniyor, kalbim duruyor, nefesim daralıyor..
Heyy ordaki duy beni gördün mü bak eserine ne hayale geldi caanımm kız senin yüzünden. ( o canım kız ben oluyorum., Ordaki de benim eşceyizim oluyor)

Bıktım aile içi sorunlarından, o ne demiş bu bunu demiş- neden –niçin- nasıl demişlerden.
İçimi kuruttular ya. Küserler barıştırırsın sonra suçlu sen olursun. Şöyle 8 yıl öncesine geri gitsem tekrar bana aynı soruyu sorsa cevap olarak HAYIRRRR derim ama geçti o tren artık ve yakalamam maalesef ümitsiz vaka..

Bu diyardan gidemeyeceğime göre bende bu deve yi gütmeye çalışıyorum ama bakalım nereye kadar güdeceğim.Kendim için yaşamayı ne zaman öğreneceğim bakalım.
Bu yaştan sonra biraz zor olacak ama deneyeceğiz.
Öncelik sıramı değiştireceğim. En sona oturttuğum kendimi listenin en başına alıyorum..

Hadi bakalım kolay gelsin bana..

Çarşamba, Mayıs 28, 2008

KeŞkE..

Uzun aralıklar la giriyorum ve hem blogu hem sizleri ihmal ediyorum. Özcelikle çok özür dilerim. Benden sıcak yorumlarını esirgemeyen arkadaşlarıma sıcacık sevgilerimi gönderiyorum burdan.

KEŞKE

Yenilginin diğer adıdır "keşke".
Kaçırılmış fırsatların,
Bastırılmış duyguların,
Harcanmış hayatların,
Gecikmiş itirafların ağıtıdır.
Nuru sönmüş bir çift gözde,
Ardından derin bir iç çekişte,
Yollanmamış mektupta,
Söylenmemiş sözde,
Yaşanmamış histe,
Öpülmemiş dudakta,
Ertelenmiş bir hayattadır "keşke".
Ayıplarda,yasaklarda,korkularda,tabularda,
Her daim el sallar "keşke"
Siz susarken feri sönen gözlerinize
Yerleşir "keşke".
Pişmanlıkların kasvetiyle örülmüş,
Bir mezar yapılır.
Adı "keşke".


Yazarının kim olduğunu bilmiyorum. Bana da arkadaşım göndermişti. Günlük hayatımız da bir çok konu da keşke diyoruz maalesef, demesek işte ama olmuyor.
Bu gün Çarşamba ve bende hala pazartesi sendrumu mevcut..
Hafta sonunun özeti.




Cumartesi akşamı Oyun atölyesin de oynanan Evlilikte Ufak Tefek cinayetler oyununu seyretmeye gittik kalabalık bir grupla.Çok etkilendim özellikle oyunculardan.
burada oyunun anlatımını çok güzel yapmışlar. Yeni sezonun biletleri Eylül de satışa sunulacakmış. Gerçekten seyredilmeye değer bir güzellik diliyorum. Haluk Bilginer ve Vahide Gördüm oyunculuğa sözüm yok ayakta alkışlıyorum.




Bu resimler neden böyle ayrı oldu anlayamadım :)

Şiddetle seyremetnizi tevsiye ediyorum.

Oyundan sonra laylaylomlom evimize gittik. Oğluşum o akşam ateşlendi. Cumartesi akşam ve pazar gününü çok yüksek ateşle geçirdik. Duş aldırıyorum ateş düşürücüsü veriyorum. İlaçın etkisi geçtikten sonra tekrar yükseldi. Elim kolum bağlı elimiz de ateş düşürücü şurup ve derece ile en fazla akşam saat 21:30 a kadar dayanabildik. Hastaneye gittimiz de herkes aynı şikayetle başvurmuş. Hatta ishal ve kusma da çok fazla görülüyormuş. Oyüzden doktor bize bol bol sıvı şeyler içirmeye çalışın ve ellerini sık sık yıkamaya çalışın dedi. Tabii siz de diye ekledi.. Çok küçükler miniminnacıklar havaların bir den ısınması ile bir mikrop ortalıklar da dolaşıyor ve maalesef sadece şu anda miniklere hücum ediyor. Allahım beterinden saklasın biz sedece ateşle geçirdik. Akşam normale dönmeye başladı artık.

Pazartesi salı diğer arkadaş izinli olduğu için çok yoğun 2 gün geçirdim. Neyseki bugün geldi ben de normale döndüm. (Hem beden sağlığım hem de ruh sağlığım.)

aslında bir sürü havadisler var ama unutuyorum. Çok unutkan bir kişiliğe sahibim.
Neyse aklıma gelirse yazarım gene.

Kend kendinize iyi bakın. Sağlıcakla kalın.

Salı, Mayıs 13, 2008

halkın eczacısı !!!



Bana gelen bir mail. Sanıyorum eczacı espiri olsun diye yaptı.Gerçekten ilaçların üzerine böyle kullanma talimatı yazmalar herhalde değil mi?

Kötü haber tez duyuldu gene.. :(

Bu aralarda bahar yorgunluğu var herhalde üzerimde. Bir tembellik bir rahatlık anlatamam. Canım hiç bişey yapmak istemiyor. Nerdeyse evden çıkmak istemiyorum. Canımın sıkıntısının bir kısmı malum belli şeyler. "çay kaşığı - bardak altlığı" ama iki gündür bir sıkıntı ile boğuşuyorum ve sıkıntım bu gün patlak verdi.
Bu gün babama Tekirdağ'a gitti bazı işlerini halletmek için orda dayımla buluşmak üzere telefon görüştüğünde teyzemin torununun trafik kazası geçirdiğini ve öldüğünü öğreniyor. Gencecik bir beden askerden yeni gelmiş, tığ gibi delikanlı yolun başında hayatının baharında motorsiklet kazasında hayatını kaybediyor. Bu gün ikindi namazından sonra cenazesi kalkacakmış. Olay nasıl olmuş nerde olmuş hiç bir şey bilmiyoruz.Bildiğim tek şey Allah anasına babasına sabır ve dayanma gücü versin.
Kahraman canım seni çok özleyeceğiz... Çok erkendi be ablacığım .. Hep aramız da olacaksın.
Allah Rahmet eylesin. Mekanın cennet olsun.

Pazartesi, Mayıs 12, 2008

Tekrar merhaba,

İstemeden uzun bir ara verdim. Yazmak içimden hiç gelmedi bu aralar. Herkes den özür diliyorum.Yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

en kısa zamanda ziyaretine geleceğim. Yazılarımla ve tariflerimle tekrar bura da olacağımm.

Biraz geç oldu ama Önce kendi annem olmak üzere herkesin Anneler Günü nü kutlarım.

Görüşmek üzere..

Perşembe, Nisan 10, 2008

Çay deyip geçmeyinnn....

Çay'ı çok sevdiğimi söyleyince, yasli bir teyze anlattı geçenlerde,
iyi dinle diye basladi sözlerine ...

Çayın alt demliği evdeki kaynanadır; devamlı kaynar durur..
Üst demlik evdeki gelindir; alt demlik kaynadikça o olgunlaşır, demlenir...
Gelinin kocası ise bardaktir; biraz kaynana doldurur onu biraz da gelin...
Çocuklar çayın sekeridir; tat verir...
Görümce ise çay kaşığıdır; arada bir gelir ve karıstırır gider...
Kaynataya gelince; o da bardak altıdır; dökülenleri bir araya toplar...
Demek ki çay deyipte geçmemek, biraz durup, düşünmek lazımmış..


Çayı çok sevdiğimi bilen bir arkadaşımın gönderdiği maili sizlerle paylaşmak istedim.
Bu aralar yorum bırakmıyorum arkadaşlar ama hepinizi her gün ziyaret ediyorum. Güncellemelerde de bir hayli geçikiyorum kusura bakmayın ama yorumlarınızdan beni lütfen eksik etmeyin. Yorumları görünce çok seviniyorum.

Hepinizi kocaman kocaman öpüyorummmm.

Perşembe, Nisan 03, 2008

Aylardan Nisan

Nerdeyse 1ay olacakmışım evime uğrayamayalı. Bazı sistemdem aksklıklarından ve bazen benden kaynaklanan aksiliklerden dolayı oturup 2 kelam yazamadım şuraya..
Eşim mart ayında iş için şehir dışına çıkmak zorunda kalınca bende birden ışık yandı.
Bizim miniğin odasını boyamı ve odalarımızı değiştirmeyi hep istiyordum ama eşcağızım bir türlü kabul etmiyordu fırsat bu fırsat hem oğlumunun hemde benim odamı babamla beraber badana yaparak oda değişikliğini gerçekleştirdik.
Dönüşü pazar gecesi ya da pazartesi gününe denk geleceğini söylediğinden planlarımız pazara günü göre yapmıştım.
Cumartesi günü boya işi bitmiş benim gardolap yerine geçmiş heryer dağınık evde birbirimizi bulamazken gelen telefonla resmen doping ilacı almış gibi herşey birden hızlandı.
Çünkü arayan kişi eşim di ve sabah saat 11 de beni arayarak birazdan otobüse bineceğini haber veriyor. Aramızdaki mesafe 6 saat gibi sanırım.. o gelmeden herşeyi bitirmem gerekiyor her tarafının toplu olması gerek gibi birde kendimi sabitlemiş ve yormuştum. Geldiğide ise bende derman yok ayakta zor duruyorum tabii birde neden bu kadar acele ettin yavaş yavaş yapsandı ya demezmi?
Ama ben yavaş yavaş yapsaydım işi ağırdan alsadın dedi ama artık herşey bitmişti.
Yoruldum ama yorulduğuma deydi. Hem oğlumun oynaması için daha geniş bir alanı oldu hemde o oynarken bende yaynında oturabileceğim artık diye düşünüyorum.
Annemim komşuları ile güne başladım. bu hafta sıra bendeymiş. Menü de sadece türk kahvesi var. 1 saat mola gibi yanii.
Geçen hafta hava çok güzeldi eşiminin dayısı ve yengesi ile bizde çekirdek aile olarak bir karşı yaptık. biraz mağazaları gezdik ben fazla inceleyemedim gerçi bizim minik yüzünden ben genelde oyuncak mağazalarının önünde ya da onun miniğin peşinde koşturdum durdum. sonra bizi kartal da bir yere götürdüler ama ismini unuttum bak şimdi. Orda ayıptır söylemesi döner yedik ama ne döner bitim valla.
Karşısında restorant tarzı bir yer valla bomboş ama burası tıklım tıklım dolu insanlar yemek yemek için masaların boşalmasını bekliyor. Çok şaşırdım dışardan öyle hiç gözükmüyordu. Gene gitmek istiyorum ama bu sefer yalniz olarak oranın tatını çıkartak istiyorum.

Birde mayıs ayında gideceğim tiyotro biletini ocak ayında aldım ve konusunu okumak bugüne nasip oldu. " OYUN ATÖLYESİNDE OYNANAN EVLİLİKTE UFAK TEFEK CİNAYETLER" gidenlerin yorumları süpper mayısın bir an önce gelmesini istiyorum.

çok sıkıldım çok sıkıldım..

şimdi ben çay içmeye gidiyorum çaydan sonra da ziyaretlerimi gerçekleştireceğim.

Sağlıçakla kalınız
..
kendime not: bir daha bu kadar arayı uzatma yazacaklarını hemen yaz sonra ne olmuştu diye başımın etini yeme.
bir de sık sık kültürel etkinliklere katıl da yüzün gözün açılsın. :(
birde fotograf makinesine bir an önce pil alda şuraya yeni bişeyler ekle dimi

Cuma, Mart 07, 2008

AYRILIKLAR ARTIK ZOR GELMEYE BAŞLADI..

Bu sabah işe gelirken oğlumla ayrılmak zor oldu. Zaten gün geçtikçe de evden çıkmam zor olmaya başladı.


Sürekli nereye gidiyorsun, niye gidiyorsunuz gibi sabah bir sohbetimiz oluyoruz. ayrıca gün içinde telefonla görüşürken de "anne buyası senin evin neden gelmion ama gelçene buyaya"..


*** geleceğim oğlum şimdi işteyim akşam olsun geleceğim. ben zile basınca sen de bana kapıyı açarsın olurmu ?..


"tamam oldu"


*** hoşçakal görüşürüz.


deyip telefonu kapatıyoruz.


iş yerine gelin ce de bilgisayar masaüstünde olan bu karikatürü sizlerler paylaşmak istedim. Oğlum ilerde bana da yapar mı acaba..... :(




** yeminim olsun bende sizi huzurevine bırakmazsam *** yazıyor pek okunmuyor diye yazdım.



Perşembe, Mart 06, 2008

TÜRK YÖNETİM FELSEFESİ

çok güldüm ya..

TÜRK YÖNETİM FELSEFESİ
Türk ve Japon şirketleri arasında bir kürek yarışı düzenlenmesine karar verildi.
Her iki takımda, performanslarının en üst düzeyine varabilmek için uzun ve zorlu bir hazırlık döneminden geçti.
Büyük gün geldi ve iki takımda, kendini hazır hissediyordu. Japonlar yarışı bir kilometre farkla kazandılar...
Yarış sonrası Türk takımı çok sarsılmıştı.Türk Şirket yönetimi yarışın açık farkla kaybedilmesinin nedeninin bulunmasına karar verdi.
Yapılan araştırmalar, analizler ve uzun çalışmalar sonucu hata bulundu ve çözümönerisi getirildi. Japonların takımında 8 kişi kürek çekiyor, 1 kişi dümencilik yapıyordu.
Türk Takımında ise 1 kişi kürek çekiyor, 8 kişi dümeni kullanıyordu.
9 kişilik Türk takımı Japonlarla bir yarış yapmak üzere yeniden yapılandı.
Yeni yapılanma şekli şöyleydi;
- 4 dümen müdürü,
- 3 bölgesel dümen müdürü,
- Kürek çekmekle görevli kişinin performansından sorumlu 1 Dümen yöneticisi,
- ve 1 kürek çekme elemanı.
İkinci yarışı Japonlar iki kilometre arayla kazandılar.
Tepesi atan Türk şirketi yönetim kurulu hemen harekete geçti.
Yarışın kaybedilmesinden sorumlu tutulan kürekçi kovuldu ve müdürlere sorunun çözümüne olan katkılarından dolayı ikramiye verildi

ALINTIDIR..

NASIL KANSER OLUNUR?

Çalışan bayan olmak gerçekten çok zor. Özellikle benim açımdan . Akşam haberlerini bile seyredemiyorum desem kimse inanmaz bana abartıyorsun der ama öyle..
Evde olsaydım neler neler öğrenirdim.
Mesela akşam yengeme gittik çaydaklık içinde oluşan çay tortusunu ve kireci limontozu ile yok olacağını öğrendim ve hemen geldim denedim gerçekten de doğruymuş çaydanlığım anki yeni alınmış gibi oldu.. (denenmiştir. ) nasıl yaptım peki hemen anlatayım ;su ısıtıcımı bile aynı sistem ile temizledim.
alabildiği kadar su doldurdum benim kireç bir hayli yoğundu 3 çay kaşığı limontozu alt çaydanlığa bir o kadar da demliğe ilave ettim ocağın üstünde ayrı ayrı kaynattım yarım saat kadar sanki yeni alınmış gibi oldu şiddetle tavsiye ederim. Su ısıtıcısının içine de su+limon tozu koydum düğmesine bastım otomatik attı bir daha bastım içi süperrrr bayıldım. (yalnız ısıtıcının filtresini çaydanlığın içine attım) ve bugün gelen bir maili de sizlerle paylaşmak istedim. Belki programı seyredenler vardır ben mail gelince öğrendim.
'Gerçekleri anlatırsam Türkiye sarsılır' ; yazıyı aynen yazıyorum..

05 Mart 2008 Çarşamba 10:28
"Gerçekleri açıklarsam Türkiye sarsılır" diyen Prof. Topuz, öyle şeyler söyledi ki; göz göre kanser oluyoruz...

'Gerçekleri anlatırsam Türkiye sarsılır'


Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı...



Esra Ceyhan'ın Kanal D'deki programına konuk olan İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı.










Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.

Erkan Topuz, bulaşık deterjanlarından, halıların temizliğine kadar çok önemli ayrıntılardan bahsetti. "Benim mücadelem bu yaştan sonra halkımızı kanserden korumaktır. Kanser tedavisi sonra geliyor. Bir korunma bin tedaviden evladır. Bunları ilk defa duyuyorsunuz ama gerçek bunlar. Ben bunları kendimi bu işe adadığım için anlatıyorum. Bu anlattıklarımı Türkiye ilk defa duyuyor. Belki dünyada da çok az duyan vardır" diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı.

"Ben gerçekleri anlatıyorum. Ama çok fazla anlatmıyorum çünkü her şey sarsılabilir Türkiye'de" diyen Topuz'un sarsıcı açıklamaları şöyle:

-Evde sokakta giydiğimiz ayakkabılarla dolaşmamalılar. Eğer evde ayakkabı ile geziyorsak dışarıdan geldiğimiz ayakkabıları çıkartıp başka bir ayakkabı giymeliler. Çünkü dışarıdan giydiğimiz ayakkabı ile eve soktuğumuz pestisitler kanserin en önemli sebeplerinden bir tanesidir. (Pestisit: Tarım ürünleri, kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs)

-Kanserle mücadele anne karnında başlıyor. Anne adayları aşırı miktarda vitamin almaktan kaçınsınlar. Çünkü bilinçsizce alınınca vitaminin içindeki kobalt, bazı aşırı miktarda minareller... Doktor bir tane yut diyordur ama çocuk gelişsin diye bir kaç tane yutuyorlar. Bu çocukta birikime sebep olabilir ve kansere neden olabilir.

-Gökkuşağının 7 rengini, ne buluyorlarsa, hepsinden günde en azından 3-5 tane yesinler. Her bir renkte bir şeyler var.

-Kırmızı et alsınlar gebeler haftada 2 kere. Özellikle balıkla beslensinler. Sağlıklı bir insanın kansere yakalanmaması için, bebeğin daha anne rahmindeyken vücudunun direncinin artması ve zehirleri alarak bağışıklık sisteminin bozulmaması lazım.

-En tehlikeli yer halıdır. Halı bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle halıların temizliğine dikkat ediniz. Kesinlikle deterjanla temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.

-Deterjan kullanınca muhakkak eldiven kullanın. Plastik eldiven kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar alerjiktir ve ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak kanserojendir. (İzci eldiveni: Pamuk eldiven)

-Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünüdür, kanserojendir. Ne kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer sağlığınızı düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da limonlu suyla silin.

-Her türlü deterjandan kaçınız. Devamlı olarak zeytinyağı ve defne sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ, defne veya fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da seçilebilir. Bunları örnek olarak söylüyorum. Deterjandan kaçıyoruz ve çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.

-Beyaz olan her türlü iç çamaşırınızı muhakkak yeni aldığınızda en az 2 kere kaynatınız. Çünkü bunlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.

-Oda spreyleri doğrudan doğruya petrol menşeli. Zehiri soluyorsunuz. Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak bağışıklık sisteminizi bozuyor.

-Sebzeleri mevsiminde dondurup saklamakta fayda var. Yalnız bir kez çözülünce onu muhakkak pişirin. Mikro dalgada bir kere ısıtın. Ateşte ısıttıklarımızda ise bir kere ısıtınız. Çünkü bir dahaki sefere değeri ölür. DNA'yı bozar. DNA kırılması da kanserojene yol açar.

-Radyasyon kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biridir. Televizyondan çok uzak duralım.

-Çocuklarınıza haftada 2 kez balık çorbası içirin ama içine zerdeçal koymak suretiyle. Soğan, sarımsak ve o mevsimin sebzesiyle yapmalısız. Çocuk anne karnındayken bu terbiyeyi almaya başlamalı.

-Gebeler haftada 1 kilo balık tüketmeli. Bu miktarın üzerinde balık tüketilmesine karşıyız. Çünkü en steril balıkta bile az civarda civa vardır. Bu balıklar dip balıkları olmamalı. Somon veya yüzey balığı, Akdeniz, Ege balığı olmalı. Marmara'nın dip balıklarını lütfen tüketmeyiniz.

-Kanola yağı kızartma için en uygun yağdır. Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar edebileceği yağdır. Fındıkyağı da tercih edilebilir.

-Çocuklarımız fastfood türü yiyecekleri 15 günde bir yiyebilirler. Ama haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir. Çocuklarımıza arada bir verebiliriz. Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını bilmiyorsunuz. Ona göre hareket edin.

-Çocuklara meyve ve yoğurdu bol yedirelim. Ancak yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu evde yapın. Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin. Keçi peyniri çok faydalıdır.

-Çocuklarımızı beyaz un, beyaz şeker ve tuzdan koruyalım.

-Belki tuzcular üzülecekler ama Konya'ya akan kanalizasyonlar ve kirletici sularla, Türkiye'nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü'müz maalesef torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri ufak ufak taşıyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani turşu kurduğunuz tuzu çekin ve çok az miktarda kullanın. Çünkü tuz da kanserojendir.

-Amerika'daki çocukların tombul olmasının sebebi her şeye şeker katmalarıdır. Ucuz beslenmedir.

-En faydalı gıdalardan birisi cevizdir. Daha sonra fındık ve bademdir. Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak, kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu alın. Çünkü içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır. Sonsuz faydaları olan yiyeceklerdir. Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.

-Elma dünyanın en faydalı gıdalarından birisidir.

-Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalı. Porselen, cam ve çelik kullanın. Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın. Bunların içine litresine göre 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın. Aşağı yukarı yarım saat bekletin. Sonra tekrar yıkamayın. Tekrar mikrop alır.

-Meyvelerin üzerine parlak görünmesi için mum sürülüyor. Bunları hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra elma sirkeli sudan geçirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer sterilse.

-Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğunu çöpe atın. İstediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki pestisitleri temizleyemezsiniz. Çaresi yok.

-3 ayda bir suyunuzu değiştirin. Çok muhteşem sularımız var ama ne olursa olsun tabiatı rezil ediyoruz. Satın aldığımız sularda az miktarda da olsa kanserojen dozlar karışabilir. Bunlar kontrollü sular ama 3 ayda bir değiştirmek gerekiyor.

-Plastik her yerde zehir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey... Ben ona girmiyorum bu lafı söylersem yer yerinden oynar. Bu plastikler ev yapımına girdiler. Doğrudan doğruya inşaat malzemesi olarak kullanıyorlar. Çok bilinçli olun, çok iyi markalar kullanın. Bunları söylemem demek Türk ekonomisiyle oynamam demek. Ben insanlara kendimi adadım, onun için kimseden korkmuyorum açık açık söylüyorum.

-Meyva suyu yerine posasıyla tüketin. Biz kanserli hastalara suyunu veriyoruz. Meyve suyuna geçmeyen çok madde posada kalıyor. Bu şekilde kolon ve miğde kanserinden korunmuş oluyorsunuz.

-Bakır, özellikle beyin tümörlerinde ön plana çıkıyor. Çok iyi kalaylı olursa bu etki azalıyor. Ama kulağınıza bakır küpe bile takmayın.

-Çocuklarımızı yeşil plastik sahalarda oynatmayınız. Plastik çimenler sentetiktir ve kanserojen madde alabilirler.

-Havuzların iyi temizlenmesine dikkat ediniz. Ozonla temizlemek en fazladır. Aşırı klorluysa yine kansere hazırlık yapıyorsunuz spor yerine.

-Bütün beyazlatıcılardan kaçınız. Çocuklarımızın kullandığı o pırıl pırıl bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar. Bunlarla temizlenmemiş defter kullansınlar. Kullandıkları boyalarda da kanserojen etkisi vardır.

KANSER DALGA DALGA GELİYOR

Prof. Dr. Erkan Topuz, verdiği şu çarpıcı bilgi ise kanserin boyutlarını açıkça ortaya koymaktaydı: "Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yılında 20 milyon insan kansere yakalanacak. Ama eğer bunları yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yüzden gözümüzü açalım. Bu iş çocukluktan başlıyor. Çocuklarımıza bu terbiyeyi vermek zorundayız. Ailedeki çocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa çocuk da onu yer."

Erkan Topuz, yaptığı açıklamalar nedeniyle bir takım sektörleri zor duruma soktuğu eleştirileri için ise, "Benim için insan sağlığı birinci plandadır. Ekonomi ikinci plandadır. Bir insanın kanser olması durumunda devlete ve millete verdiği zarar milyarlarca dolardır. O yüzden dikkatli olduğunuz takdirde ekonomiye de katkınız olur. Aslında ben bunları anlatarak Türkiye'nin ekonomisini de kurtarıyorum farkında değiller" diye konuştu.

okudukça çok ürktüm arkadaşlar...

Sağlıklı dolu yaşam dilerim..


Pazartesi, Mart 03, 2008

BURALARDAYIMM

uzun soluklu bir ara ile bloğumla pek ilgilenemdim. Aslında kaç kez yazmak için geldim ama ya bağlantıda sorun yaşadım ya da malum işyeri ile ilgili işlerden dolayı yazamadan çıkmak zorunda kaldım.
aslında ziyaretlerimi de aksatmaya başladım. Malum kış nedeni ile hastalıklar vefatlar derken uzun bir ara oldu.
bu hafta sonu kız kardeşimin bohçasını götürdük.. Damadımız kosova lı olunca tabiki yedik pırasalı börekleri bol bol.. :) tam da diyete başladığım 2.ci gününe denk gelince bende başlamadan bitermek zorunda kaldım. fotograflarını çekemedim çünkü ben annemlere gidene kadar çantayı kapatmışlardı.. ( Nesibeciğim kusura bakma canımcığım yaa... damata söyleyeceğim artık resimleri çekip bana gönderecek. )

gökkuşağım ve çiceğim hala kurdeleri gönderemedim ama bir ara bana adreslerini verinde göndereyim artık.. :)

Bu sabah ta gelen telefonla resmen şoka girdim. Teyze aradı diğer teyzemein oğlunu trafik kazası sonucu kaybettiğimizi cenazeyi öğlene kaldıracaklarını söyledi. Ne diyeceğimi ne hissedeceğimi şaşırdım. Allah rahmet eylesin eşi ve çocuklarına Allah uzun ömür versin...
Allah kısmet ederse 7 sine gitmeyi düşünüyorum farklı memlekette olunca zor oluyor ama tekirdağımı da çok özledim valla resmen burnumda tütüyor. Allah nasip ederde hafta sonu giderim.

Sonra tekrar gelirim ben gene kalın sağlıkçakla...

Salı, Şubat 19, 2008

Nişanımızı yaptık hayırlı uğurlu olsun....

Uzun bir ara verdim. Bu ara da nişan alışverişleri hastalıklar temizlik hazırlık derken hepsi bitti geçti yine normal hayatımıza geri döndük.
2 hafta önce bir eminönü yapıp damat ve gelinin bohça alışverişlerini yaptık. Gün güzel di ama hava çok soğuktu..
Vapur havası beni çarptı ve grip illeti yakama yakıştı. onbeş gün de kendimi ondan zor ayırdım ... git diyorum gitmem diyor vehasıl sonunda onu evimden kovmayı başardım...
Bu ara da geçen hafta gelişmelerden haberler yazmak üzere çok geldim bloguma ama bir türlü yazı yı yayınlatmadı bana hep sorun var diyor. Evettt arkadaşlar ; 16.02.2008 tarihinde sevgili kız kardeşim ile arkadaşı evlilik yolundaki ilk adımı atarak nişanlandınlar. Onlara burdan bir daha ömür boyu mutluluklar diler, gözlerinden öperim. Sizleri seviyorum sizde birbirinizi sevin lütfen ...
Gelelim geceden bir kaç görüntüye; Bak şimdi de resimleri eklemiyor ama olmuyor ki olmuyor yani ben napacağım şimdi sinirleneyimmi yani!
Neyse ben bu yazıyı taslak olarak hazırlayayım arada uğrar resimleri eklemeye çalışırım ondan sonra yayınlarım artık napalım. yapcak başka bişey yok.

Evet işte başardım bu nişan sandığımız, hemen arkasında nişan çiceği, çiceğin önünde duran kırmızı tüle sarılı olan ise kap şeklindeki nişan çikolataları ....


bu aralarda bir yerler de baklava da olacak ta yahu ama sanırım o başka karede devam edelim bakalım...







heee baklava masanın ucunda işte beyaz tüle sarılı olan tepsi....

bir de size sandığın içini göstermek istiyorum... ( Bu arada arkadaş masanın üzerinde gördüğünüz kumaşa sarma masaörtüsü benim eserimdir yapılışı dikm şel. Fakat benim masan dikdörtgen olunca annemin çeyizine kaldı vitrin takımı yani hamaratımdır övünmek gibi olmasın)
bu sandığın içinin yakından görüşünüşü ; ( aaa ama ya balantıya bak kopup kopup duruyor ıhhhggg)
çiçeğin yakından görünüşü,


Nişan tepsisi ... Ve yeğenim


Gece boyunca bana eşlik eden kavalyem yaşam kaynağım canım aşkım oğlum..


Bu da pastamız... sağdan soldan görünüşü.......





Ve bir nişan da böyle bitti. Onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine...
Taze nişanlılarında resimlerini de koymak isterdim ama kendileri istemedile..

Çarşamba, Şubat 06, 2008

Karmakarışık.... :(

Ne kötü bişey ya aynı işyerinde aynı oda da çalışan bir insanın size iyiliğinde çok kötülüğü dokunsun. İş arkadaşımın son zamanlarda bazı oyunlarına maruz kalıyorum. Bunu neden yapıyor anlamış değilim ama benim sinirlerim yerinden oynamış durumda ve her geçen gün şahsı muhterem zata karşı hiç te iyi şeyler düşünmediğim kesin yani.

Sabahları onu görünce böyle sağdan sağdan bana geliyorlar sonra mesai bitimine kadar soldan vuruyorlar. Onun yaptıklarını öğrendikten sonra işten çıkmayı düşünüp işten ayrılacağımı bazı rahatsızlıkarımın olduğunu dile getirdim. Fakat çözüm önerisi olarak görev dağılımı değişikliği yaptı. Şu anda onun yaptığı işi ben yapıyorum ama bana yaptığı işler hakkında bilgi vermeyi bırakın bir kaplan gibi benim hata yapmamı bekliyor. Zaten ilk işe başladığımdan beri bana karşı bir nedensiz bir düşmanlığı olduğunu hep seziyordum ve lakin alanen yapar oldu.

Başıma ağrılar giriyor olayları düşündükçe yaşadıkça ve anlattık. Şimdi yanımda olsa herhalde b halde onun bir kaşık suda boğarım atasözünü yerine getirebilirim yani.

15 gündür tadım tuzum yok. Yaptığım hiç bir işten zevk almıyorum.

Geçtiğimiz cumartes günü yani ayın 2. sinde hayat arkadaşımın doğum günüydü ona süpriz bir doğum günü partisi verdim. Ama malasef ekstreden bir iş çıktı ve o gün çalışması gerekiyordu. Kendilerini eve getirtene kadar çok büyük uğraş verdim. Bana kızdı söylendiği işte neden onu çağırıyormuşum, çalışıyormuş bilmiyormuymuşum, neymiş okadar önemli olan diye söylenirken ben telefonu kapatacağımı söylenecekse kendi kendine söylenmesini ibra ederek telefonu kapattım. ( Eşim tipik bir kovadır, ilgisiz kalınca daha da sinirlenir. ) Telefonu kapatmasıyla evin zilini çalması bir oldu. Düşünün ikna edecem diye ben uğraşırken pek muhterem hayat arkadaşım evin yolunu tutmuş bile. Kapıyı açtığımda surat beş karış mahkeme duvarı diye hala söyleniyor...

Sen daha söylenmekten yorulmadın mı derken arkadan bir grup doğum günün kutlu olsun diye bağırınca öyle baka kaldı. Neyse mamalarını yedi çay keyfi yaptı. Sonra tekrar işe gitmek üzere yola koyuldu ...

Bu sefer çıkarkende söyleniyordu ama bu sefer benden özür diliyordu. Çünkü benim ne zaman ne yapacağım pek belli olmaz.... Sonra bir yalnız kalacağız ben sürekli evde dırdır vırvır adamın burnundan getireceğim. İlk defa eşim bu sene benim doğum günümü ve evlilik yıldönümü unutmayıp kendi doğum gününü unutmuştu. Ona gerçekten bir süpriz oldu.
Bu hafta cumartesinin kritiğini yaparak geçirdim en azından eve geldiğimde unutuyordum ki; maşallah iş arkadaşımın kendini unutturacağı yok yani hergün yeni bir sıkıntı ile karşılaşıyorum.

Bugün de görümcenin doğum günü idi iş çıkışı gittim. Eşim hariç herkes ordaydı. Ben gelince mumlarını söndürdü. Yedik içtik ( yediklerim bende kalsın) hani gelinim ya masayı toplamak ve bulaşıkları yıkamak benim asli görevim olarak doğru marş marş mutfağa ben. Herkes almış çaylarını eline yaprak dökümünü seyrediyor. Bu arada içerde bulunan grupta bir ben çalışıyorum diğerleri ev hanımı tabii haliyle çok yorgunlar.

işimi bitirdiğim gibi evime kendimi zor attım. Bir geldim ki oğluş ayakta hala uyumamış ne yaramazlık yapsam diye ortalıkta gezinip duruyor. Elinde bir kalem üzerindeki tişörtünü olduğu gibi boydan boya çizmiş, atletini hatta gögsünü bile çizmiş. Hadi kül kedisi davran dedim kaptım ereni doğru banyoya bir güzel yıkadım sonra da 10 dakka geçmeden uyudu. Ayyyy ne güzel uyuyor dedim bende acaba yanına uzansam mı dedim annem içerden bağırdı
*** Çocuk uyurken sen de bari ütünü yap hafta sonu rahat edersin. (bunu yapan bana kendi annem ya... Demiyo yani kızım sende yorgunsun git yat diye... bu nasıl iş ya anlamadım valla.)
Haydi bakalım ısrara fazla dayanamayan ben kalktım ütü yaptım. Çamaşırlarım vardı onarı makineye attım. Mutfağı biraz topladım, baktım yemek yarın onlara yeter...
Yarın yemeği sen yaparsın anne bende banyo yapıp yatacağım dedim ama kendim söyledim kendim dinledim. Herkes uyuyor ben tarla faresi sağda solda geziniyorum. Ama ısrarla yemek yapmadım çünkü annem kıymayı geç çıkarttınca çözülmemişti isabet oldu dedim. Bir duş aldım çamaşırlarımı astım, sonra içimden bir ses çok gerginsin otur şurda iki satır çiziktir rahatla dedi. Bir fincan kahve ve siğara eşliğinde işte öyle yazıyorum. Bu arada yazdıkça yazasım geliyor.

Kafamdan geçenleri burda yazmak istiyorum ama okurda önlemini alır diye birşeycikler yazmıyorum...

Ne yapabilirim ya çok kırıldım ona hiç bir kötülüğüm dokunmadı, işlerine burnumu sokmadım , ama en büyük ayıbı arkamdan aslı astarı olmayan şeyler söylerek beni çok kırdı. Şu anda bana tavır aldı... Çok ta umrumda ama ukalalığı ayyuka çıktı nerdeyse şeytan diyorki .............

ahhh ahhhhhhhhh neler diyor ama hadi bana kalsın artık bir gün elbet onları da yazarım.

nasıl bir yazı oldu bilmiyorum ama türk kahvesinden sonra fincan nasıl olur işte öyle karmakarışığım ....... Ve yarın işe gitmek istemiyorum ben ama

Bu arada hayırlı bir haberim var sizlere kız kardeşim bu ayın 16.sında nişanlanıyor cumartesi günü de onun için alışverişe gidilecek, pazar günü de bir arkadaşımla çocukları bir yere götürelim dedi iki yer varmış kafasında hangisine olduğunu söylemediği eğer gidersen göreceğiz o yeri. Bu arada be avon temsilciği yapıyorum. Cuma günü yeni kampanya başlıyor işten eve gelince onları ayarlayıp cuma akşamı siparişleri vermem gerekiyor.

kalan zamanda ütü den yırttık temizlik ve yemek ve pazar alıiverişi ile geçeceğinden peki ben nezaman dinleneceğim ya...

Uykum geldi, yarın iş var ben gidiyorum artık...





Cuma, Şubat 01, 2008

222A

02.02.2008 Cumartesi, saat 14.00 ANITKABİR'deyiz. ANKARA'YA GELEMEYEN YURTTAŞLAR, aynı gün ve aynı saatte kendi kentlerinin Cumhuriyet Meydanında çiçekleri ve açıklamalarıyla ATA'nın huzurundalar.... Türban hak-özgürlük değil, siyasal ilke sorunudur.
14 NİSAN BÜYÜK HALK HAREKETİ SÜRÜYOR!
Tam Bağımsız Türkiye Mücadelemizde
Laik Demokratik Türkiye‘ye Sahip Çıkmak İçin
222A
2. ayın
2‘sinde
2‘de
Anıtkabir‘de!

Ata‘mızın huzurunda buluşuyoruz!
02.02.2008 Cumartesi, saat 14.00
Ankara‘ya gelemeyenler, kendi kentlerinde Ata‘nın huzurunda çelenk törenleri ve açıklamalarıyla aynı gün ve aynı saatte bizimle!
Yazını devamını için buraya bakınız...

SINIRI GEÇMEK

Trafik polisi Temel’in kullandığı arabayı durdurur ve
“Sizi tebrik ederim beyefendi, bugünkü kontrollerimizde emniyet kemeri takan tek sürücü sizsiniz bu yüzden size üç yüz milyon lira ödül vereceğiz, ne yapmayı düşünüyorsunuz” der.
Temel “Hemen gidip bir ehliyet alacağım” der.
Polis “Ne! senin ehliyetin yok mu?” demeye kalmadan yandan Fadime söze girerek
“Siz ona bakmayın memur bey içince hep böyle sapıtıyor” der.
Polis iyice sinirlenmeye başlamıştır ki arkada oturan
Dursun “Ula ben size demedim mi çalıntı arabayla yola çıkmayalım başımıza bir iş gelir” der ve trafik polisi iyice zıvanadan çıkar.
Az sonra da düşüp bayılır. Çünkü tam o sırada bagaj kapağı açılmış, içinden fırlayan
İdris “N’oldu uşaklar geçtik mi sınırı?” diye bağırmıştır.

Çarşamba, Ocak 30, 2008

TÜKODER’DE “SABİT ÜCRET” YOĞUNLUĞU

Gelen 2.ci maili aynen yayınlıyorum....


13 Ocak 2008
Tüketiciyi Koruma Derneği Beykoz Şubesi’nde bir süredir Türk Telekom’un abonelerinden her ay “sabit ücret” adı altında aldığı sabit bedelin iptali amacıyla süren yoğun bir hareketlilik var.
Beykozlu Salim Yılmaz’ın başlattığı yargı sürecinde son sözü söyleyen Danıştay 10. Dairesinin 2000/1522 sayılı kararını dayanak noktası olarak alan TÜKODER Beykoz Şubesi, “Telekom’un hiçbir hizmet vermeden ‘sabit ücret’ adı altında keyfi olarak her ay yaklaşık 19 milyon aboneden ortalama KDV ve Özel İletişim de ilave edildiğinde 15 YTL, (bir ayda; 15 YTLx19 milyon abone=285 milyon YTL; bir yılda ise 3.420 milyon YTL) haksız kazanç sağlaması”nı “ayıplı hizmet” olarak niteleyerek tüketicilere çağrı yaptı. TÜKODER’de başvuru dilekçelerini dolduran tüketicilerin sabit ücretlerinin 2004 yılından itibaren hesaplanan yasal faizleriyle geri alınabildiğini söyleyen TÜKODER Beykoz Şube yetkilileri, başvuruların artmasında bunun önemli bir etken haline geldiğini belirtiyorlar.
Halen Beykoz Belediyesi Kültür Merkezinin 2. katında faaliyet yürüten TÜKODER Beykoz Şube Başkanı Mimar Aysel Can Ekşi TÜKODER’in “Evrensel Tüketici Hakları’nın korunması, geliştirilmesi ve tüketicilerin kendilerini koruyabilmeleri için gerekli bilinç ve örgütlülük düzeyine ulaşmak amacıyla çalışan bağımsız ve kamu yararına çalışan bir dernek” olduğunu belirterek, tüketici sorunlarının yasal yoldan çözümlenmesine yardımcı olmakta ve tüketici şikayetlerinin Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri ile yargı organlarına intikalini sağladığını söyledi. TÜKODER olarak tüketici haklarının ihlallerine karşı kampanyalar yaptıklarını, davalar açtıklarını ve yasal mercilere başvurularda bulunduklarını söyleyen Aysel Can Ekşi ayrıca, 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereğince oluşturulan konsey ve kurullarda tüketicinin haklarının TÜKODER tarafından temsil edildiğini de belirtti.
TÜKODER Beykoz Şubesi halen, Beykoz Belediyesi Kültür Merkezinin 2. katında bulunan merkezlerinde faaliyetlerine devam ediyor. (Erkan İzci / Bilgi Beykoz)



DİLEKÇE ÖRNEĞİ...

İadeli Taahhütlüdür. ŞBF:………………………..
İHTARNAME

İhtar Edenin

Adı Soyadı :…………………….…………………………………………

Sabit Abone

Telefon No :……………………………………………………………………………….

Adresi :……………………………………………………………………………….

……………………………………………………………………………….

.………………………………………………………………………………

Muhatap :

1- TÜRK TELEKOMÜNİKASYON A.Ş.
Türk Telekomünikasyon A.Ş. Turgut Özal Bulvarı 06103
Aydınlıkevler ANKARA

2- ULAŞTIRMA BAKANLIĞI / ANKARA


Konu: Ayıplı Hizmet
Açıklamalar:

1- ……………tarihli fatura ile tarafımdan istenen……………….YTL “sabit ücret” bedelinin hizmet alanı belirtilmemiştir.

2- Hizmet alanı belirtilmeyen “SABİT ÜCRET” bedeli 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4/A Maddesine aykırı olarak fatura edilen bu “SABİT ÜCRET” bedelinin iptal edilerek ve düzeltilerek yeniden fatura edilmesi gerekmektedir.

Sonuç ve İstem:

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4/A Maddesine göre tarafıma fatura edilen ……….YTL “SABİT ÜCRET” bedelinin 7 gün içerisinde iptalini ve iptal edilmiş haliyle tarafıma fatura gönderilmesini, geçmiş yıl/yıllara ait yaptığım ödemelerin iadesi için haklarım saklı kalmak kaydıyla takip eden ayları da “SABİT ÜCRET” bedeli adı altında ücret tahakkuk ettirilmeyerek fatura düzenlemelerinin yapılmasını aksi halde gecikmeden doğabilecek maddi ve manevi zararımın tazminiyle birlikte tüm masrafların tarafınızdan karşılanmak üzere yasal yollara başvuracağımı ihtaren bildiririm. …../……/2008

Keşideci
Bu ihtarnamenin bir örneği TÜKODER Tüketiciyi Koruma Derneği’nde kayıtlı bulunmaktadır.
………………………………………………………………Şubesi
Şikâyet Sorumlusu:

Son aya ait faturanın fotokobisi ile birlikte dilekçe hem türk telekom müdürlüğüne hem de tüketici ilçe hakem heyetine başvurulacakmış...

*** Parayı alanlar varmış arkadaşlar. Hesaplar 2004 yılından itibaren başlıyormuş..

HABERE BAK HABERE

Merhaba Arkadaşlar Günün güzel haberi

Mail adresime gelen ilk haber aynen yayınlıyorum.. İstanbul ve Ankara telefonları aranarak bilgi doğrudur.

Telekom Sabit ücretleri geri ödüyormuş.

Aylık 10.YTL 5 yıllık ve bundan sonraki faturalara da yansımayacakmış.Ekte dilekçe örneği mevcut.Bunu doldurup Tüketici Derneğine veriyorsunuz. Bir suretinide Dilekçedeki adrese İADELİ TAAHHÜTLÜ yolluyormuşsunuz.
Ben Tüketici Derneğini aradım kesinlikle dogru bilgi TLF.: 0 212 514 10 92 / 0.312.4179334